Sözlüğü yazarken, özellikle kelimelerin ilk kullanımlarına yönelik atıflarınızda izlediğiniz strateji neydi? Nişanyan Sözlüğün kaynaklarından ve yazım sürecinden bahseder misiniz?
Nişanyan Sözlük, 1995-96’da boş vakitlerde yapılacak bir proje olarak başladı.
Bizans bir dönemin Roma İmparatorluğu gibi süper güç olmuş mudur? Yoksa dönem itibariyle kıyıda kalmış bir devlet miydi? Bilimden mi uzaklaştı ya da bürokrasi nedeniyle mi çöküşe doğru gitti acaba?
Bizans diye bir devlet yoktur biliyorsunuz. Bizans, Roma İmparatorluğudur.
İlk çocukluğumuzda konuştuğumuz dil dışında, belli bir yaşa kadar hiç anlamadığımız bir dilde edebi kitap yazmak mümkün müdür? Başarılı olma olasılığı kaçtır? Bunun edebiyatta örneği var mıdır?
İlk aklımıza gelen isim tabii Joseph Conrad. Joseph Conrad 19.
Bolu'da ninelerimiz yılçarmak fiilini kullanıyor. Sayın Nişanyan, sözlüğünüzde bu kelime yok, ekleyebilirsiniz.
Oysa sözlüğün önsözünün birinci paragrafını okusanız, ya da online sözlüğün tanıtıcı kısacık notunu okusanız, talebinizin yersiz olduğunu kolayca idrak ederdiniz.
Toplumun ortak otoritesi, özgür iradeyi teslim alan ve kötüye kullanan fikirlerin kendisiyle mi savaşmalı, yoksa bu fikirlere iradesini kaptıran insanlarla mı savaşmalı? Örneğin, uyuşturucu kullanmaya ve satmaya, adam bıçaklamaya, hapse girmeye övgüler düzen rap şarkılarının, toplumun hem fiziksel hem de düşünsel özgürlüklerini ele geçirdikleri için yasaklanmaları, daha gerçekçi ve faydalı bir özgürlükçülük değil midir?
Vaka bazında incelenmesi lazım. Elbette topluma zararlı olduğuna inandığımız bir hareket varsa, o hareketin piyonları ve aletleri kadar beyniyle de mücadele etmek gerekir.
Liberalleşen eski tüfek solcuların ABD blokuna saplantılı aşkı dikkatinizi çekti mi? Sanki TSK’nın güçlenmesi hayırlı bir şeymiş gibi, F-35 uçakları alınmamasına öfkelenmelerini değerlendirir misiniz?
Evet, farkındayım ve esefle karşılıyorum. Benim bildiğim Türkiye’de solculuğun bir numaralı amentüsü NATO’ya karşı olmaktı.
Bugün dünyada bir paganizme doğru, yani İbrahimî dinlerin zıddı olan bir şeye doğru bir gidiş mi var? Yoksa, acaba yeni bir dinî devrimin eşiğinde miyiz? Paganizm derken, bireyin kendi nefs ve hazlarına teslim olduğu ve daha yüce bir etostan yani racondan yoksun kaldığı düşkün hali kastediyorum. Oysa İbrahimi ve monoteist dinlerin alamet-i farikası, merkezi ve sofistike bir bürokrasiye sahip devletlerin belirli bir tekâmül dönemine denk gelmeleri. Bu bakımdan, düşünceler ve kanaatler üzerinde merkezi denetimin bu raddede olduğu bir çağda, sosyal devlet ve instagram çağında, paganizm gerçekten mümkün müdür? Hele siyasi otoritenin mahreme dahi nüfuz etme imkanı bunca genişlemişken? Dolayısıyla, Roma çağında aşina olduğumuz cinsten, transhümanist paganizmler çağından ziyade, Batıda hali hazırda teşekkül etmekte olan yeni bir merkezi din devrine geçiyor olmamız daha muhtemel değil midir?
Enteresan bir soru. Son kırk yıldır, hatta altmış yıldır hep varsayıldığı gibi bir bireycilik ve bencillik çağına değil, yeni bir dini dogmatizm çağına mı gidiyoruz acaba diye soruyor özetle.