Yaşlanmak iyi bir şey mi
Pazar Sohbeti, 26 Eylül 2021
Sevan Bey, yaşlandıkça değerlenen şarap gibisiniz. Gençlerin hiç birinde sizin enerjinizi ve zihin açıklığını göremiyorum.
Yok, yaşlanmak iyi bir şey değil arkadaşlar. Kesinlikle tavsiye etmiyorum. Mümkün mertebe uzak durmaya çalışın, yaşlanmayın.
Ne oluyor diye sorarsanız muhtemelen başınıza gelmedikçe anlamayacağınız şeyler bunlar. Bu programı izleyenlerin büyük çoğunluğunun benden bir hayli genç olduklarını varsayıyorum, ona göre konuşuyorum. Birkaç tane problem var. Bir, yaşamınız inişe geçiyor. Yaşamınızın büyük kısmında, ellili yaşlara kadar hep şu varsayımla yaşarsınız: Yarın bugünden daha iyi olacak. Daha iyi olabilir en azından. Şimdi çocuğum, yarın büyüyeceğim. Şimdi bilmiyorum, yarın bileceğim. Şimdi gücüm yetmiyor, çalışırsam eğer, çabalarsam, öğrenirsem yarın yetebilir. Yarın daha saygın bir mevkide olabilirim. Bugün daire başkanının huzuruna gittiğim zaman ezilip büzülüyorum. Fakat bir müddet sonra bunu aşacağım ve ben onları ezeceğim. Hep bu varsayımla gidersiniz. Yaşamın size daha iyi şeyler getireceğini beklersiniz. En azından bir ihtimal olarak bunu değerlendirirsiniz. Oysa ki bir yaştan sonra fark ediyorsunuz ki bundan sonrası hep iniş olacak. Bugün şu işi yapabiliyorsam, yarın muhtemelen yapamayacağım. Bugün bu işi yapamıyorsam, yarın da yapamayacağım. Daha sağlıklı, daha güçlü, daha hızlı, daha zeki, daha bilgili olmayacağım. Bu iniş duygusu kötü bir duygu.
İkincisi, bunu kibarca nasıl ifade edeyim bilmiyorum. Bedeninizin başka kişiler nezdinde artık cazip olmadığı duygusuyla tanışıyorsunuz. Göbeğiniz çıkmış, bacağınız zayıf, omuzunuz ağrıyor, öbür taraf pırtlıyor, beri taraf cırtlıyor. Soyunduğun zaman bir insanın karşısında, özellikle cinsel açıdan cazip olan bir insanın nezdinde bir hayranlık çığlığıyla karşılaşmayacaksın. Ne bu ya, ihtiyar, duygusuna kapılacaklar. Aklın falan başka şeylerin belki hala işliyordur da dört dörtlük, fiziksel varlığın cazip olmaktan çıkmış.
İnsanın başka insanlar nezdinde cinsel çekicilik objesi olması bir hayattaki en değerli varlıklardan biridir. Hayatı yaşanılır kılan şeylerin başında gelir. Bakmayın bu ruh hastası feminist söylemlere, yok efendim cinsel nesne olmak kötüymüş de, kadınları aşağılıyormuş da, bir sürü tıraş. Cinsel arzu nesnesi olmak bir insanın en değerli varlıklarından biridir. Bunu kaybettikten sonra yaşamışsın neye yarar, yaşamamışsın neye yarar.
Üçüncüsü, zannediyorsunuz ki ölüm tek bir an, yani böyle yaşıyorsun, yaşıyorsun, yaşıyorsun sonra, pat, ölüyorsun. Öyle değil. Yavaş yavaş ölüyorsun. İlk gençliğinden itibaren ölmeye başlıyorsun. Vücudunu oluşturan çeşitli sistemler ve organlar teker teker ölüyor. Önceleri çok yavaştır, üç beş yılda bir farkına varacağın şeyler. Sonra gitgide hızlanıyor. Bazı şeylerin ölüyor. Çoğu pek önemsemediğin şeyler. Kafanın kelleşmesi bunun bir parçasıdır. Kulağının sağırlaşması bir parçasıdır. Ayak tırnaklarının bozulması başka bir parçasıdır. Yavaş yavaş, parça parça. Tahmin etmeyeceğin kadar çok sistem var vücudunda ve bunlar yavaş yavaş, birer birer eksiliyorlar. Bu da kötü bir duygu.
Son zamanlarda tıp sektörüyle ilgili birtakım polemiklere giriyorum insanlarla. Gitgide daha fazla farkına varıyorum ki, çağdaş tıp bir kandırma sanatı. Yavaş yavaş ölen ve sonunda kaçınılmaz akıbete gidecek olan insanları, özellikle yaşlıları, kandırma sanatı. Tedavi dedikleri her şey esasında palyatif. Israrla şunu söyleyeceğim, toplumlar, yaşlıların sağlığını sübvanse etmeyi bırakmalılar. Belli bir yaştan sonra, devlet hastaneleri ve kamu tarafından desteklenen sağlık kuruluşları insanlara hizmet vermeyi bırakmalı, gençlere yoğunlaşmalı. Gençlerin sağlığı önemli. Tıp sektörünün gençler için yapabileceği şeyler var. Fakat bence 65 yaşın üzerinde doktor ve hastaneler hasta kabul etmemeli. Özel hastaneler var, parası olan gitsin, oyalansın. Boş işler sonuçta yaptıkları. Toplumun bu oyalama işinden sorumlu olması, yani yaşlı insanların sağlığını bir kamu görevi olarak devletin üstlenmesi bana ahlaken çok yanlış geliyor.