Sınıfsal yapı restoranlara nasıl yansır
Pazar Sohbeti
19 Eylül 2021
0:00
0:00

metin

Türkiye Cumhuriyeti’nde sınıf farkları insanların gözüne sokulurken Yunanistan’da derin ayrımlar yok diyorsunuz. Tıpkı Batı ve Kuzey Avrupa ülkeleri gibi. Nasıl oldu da ayrıştı iki ülke bu konuda?
Güzel soru. Yunanistan ile Türkiye arasındaki en belirgin ayrım budur sanırım. Türk toplumunda sınıf ayrımı şiddetlidir. Okumuş yazmış ve itibarlı sayılan mesleklere mensup olan kesimle halk kalabalığı arasında derin bir uçurum vardır. Bu iki tabakadan iki insanın arasındaki diyaloğu objektif bir gözle, bir antropolog gözüyle dinlerseniz tüyleriniz diken diken olur. İki ayrı dil konuşurlar. Kulak ver ve söylenen her sözü analiz et. Söylemin her hücresine, her kelimesine sinmiştir statü farkının altını çizme gayreti. Tek taraflı değil, her iki tarafta, yani hem altta olanda hem üstte olanda böyledir. Karşılıklı güven sıfırdır. Yani hoş diyaloglar olabilir, “Ay Şüküfe Hanım ne kadar akıllısın sen” gibi sözler harcanabilir. Fakat her iki taraf da bilir ki öbürüne asla güvenemezsin, asla arkanı dönemezsin, çünkü hançerler. Karşılıklıdır bu güvensizlik. Bazı açılardan Türkiye’de yaşamayı çok zorlaştırır. Bazı açılardan, eğer üst kesimdeysen Türkiye’de yaşamaya apayrı bir lezzet katar, bunu da göz ardı etmeyelim. Belli bir seviyesinin üstünde olan herkesin Türkiye’de gayet doğal bir toplum kanunu olarak, yani başka türlüsü düşünülemeyecek şekilde, evde yardımcısı vardır, temizlikçi kadını vardır. Köyde yahut mahallede parasal yardımda bulundukları kişiler vardır. Bir kademenin üstünde olan kadınlar en azından yaşamlarının bir aşamasında mutlaka saçlarını sarıya boyatırlar; bir kademe daha yukarıdaysalar kırmızıya boyatırlar. Alt tabakadan biri bunu yapsa yadırganır, alay edilir. Sınıf fikri esastır. Türk toplumunun harcında vardır.
Mesela restoran kültürü tamamıyla bu sınıf ayrımı üzerine kuruludur. Türkiye’de restoran kültürünün kötü olmasının temelinde de bu hadise vardır. Bir kere isimden başlar. Adı restoran ise, bariz bir sinyal, üst sınıfa hitap eder. Alt sınıfa hitap ediyorsa lokantadır, aş evidir, kebapçıdır, köftecidir, çorbacıdır, kokoreççidir ama restoran değildir. Restoranda çalışan kişiler, büyük bir ihtimalle hayatlarında öyle bir restoranda müşteri olarak hiç bulunmamışlardır. Temel bir sosyolojik veri bu: Garsonlarla müşteriler farklı toplumsal sınıflara mensupturlar, farklı alışkanlıkları vardır, farklı diyetleri vardır, yemek alışkanlıkları farklıdır. Birbirlerine karşı en ufak bir empatileri yoktur. Garsonun müşteriye yoktur, müşterinin de garsona empatisi yoktur. Nefret ederler birbirlerinden. Bunu hissedersin, kapısından girdiğin anda ciğerlerinde hissedersin bir restoranın.
Türkiye’de gerçekten zevkli olan yemek işletmeleri, yani her koşulda iyi yemek yiyeceğini bildiğin mekanlar, bu sınıf ayrımından etkilenmeyen, esnaf tarafından esnaf için işletilen lokantalardır. Yani müşteriyle işletmecinin aynı toplumsal tabakaya mensup olduğu, dolayısıyla birbirlerini sevdikleri, birbirlerinin dilinden anladıkları, birbirleriyle sohbet etmekten zevk aldıkları yerlerdir. Keza, entel tabakadan olup hadi bir de bunu deneyelim diye, kendi arkadaşlarıyla beraber, kendi arkadaşları için yemek evi açanlar da çok güzel olabilir, en azından ilk birkaç ay için harika olabilir. Sınıf ayrımı yine yoktur. İşletenle müşteri aynı tabakanın insanıdır. Ama böyle yerler de genellikle bir yıla kalmadan sıkılıp kapatır. Yahut işletmeci mekandan elini ayağını çeker, başka hobilerine dalar, köylü Şüküfe Ablayı işin başına koyar. O da bildiği gibi eder müşteriyi.
Yunanistan’a geldiğimizde, Yunanistan’da bu sınıf ayrımları yok. Zengin ve fakir var tabii ki. Tabii, Atina’da biraz daha fazla vardır. Ama Samos gibi bir yerde en zengininin oturduğu evle en fakirin oturduğu ev arasında ahım şahım bir ayrım yok. Sefil, çaresiz, kılığına kıyafetine dikkat etmeyecek kadar yoksul, çocuğunun geleceğini temin edemeyecek kadar fukara kimse yok. Haftada en azından üç gün eşiyle, dostuyla dışarıda yemek yiyemeyecek olanlar pek ender. Öyle göze batan bir zenginlik de yok. Orta sınıfın biraz altı, biraz üstü yaşanıyor burada. Bu durum restoran kültürünü çok net bir şekilde etkiliyor. Bütün restoranlar aile işletmesi burada. Üç cümle konuşsan mutlaka bir yerden tanıdık çıkıyor. Ya senin dişçinin annesidir, ya muhasebecide çalışan çocuğun abisidir, avukatın yeğenidir falan. Bugün sana restoranda hizmet eden kişiyle yarın bir kafede yan yana iki masada oturabilirsin son derece doğal olarak. Bunda hiçbir tuhaflık yok. Evine işçi olarak gelen insanlar saat üçten sonra biraz mesai yap da şu işi bitirelim dediğin zaman kusura bakma eşime verilmiş sözüm var denize gideceğiz cevabını veriyor.
Böyle bir kültür. Olumlu yanları var, olumsuz yanları var bunun. Olumsuz yanları ne olabilir böyle bir eşitliğin diye sorarsanız, derin konulara gireriz, girmesek daha iyi.