Serbestçe kötülük yapmaya açılan kapılar hangileridir
Pazar Sohbeti
20 Aralık 2020
0:00
0:00

metin

Ayşegül Sandıkçıoğlu adlı bacımız seni kadın düşmanı ilan etti. Gerçekten kadın düşmanı mısın yoksa Ayşegül gibilerine mi düşmansın?
Yahu, olsa olsa erkek düşmanı olurum. Yani hayat boyu erkeklerle fazla samimi olmaktan, erkek ortamından nefret ettim. Sevmem. Erkekleri oldukça akılsız bulurum ayıptır söylemesi. Buna karşılık kendimi bildim bileli, liseden beri, daha öncesinden beri, hayatım kadınların peşinden koşmakla geçti. Onlara aşık oldum, onlara hayran oldum. Aklım fikrimi onlarla bozdum. Kendimi onlara beğendirmeye çalıştım. Nasıl bir düşmanlıksa bu? Hakikaten çok fantastik bir alemde yaşıyor bu bacılar.
Maksat pislik tabii. Maksat çamur atmak, maksat gözünü oymak. Şimdi bu fikirden yola çıkıp bir yere geleceğiz.
İnsanoğlu tehlikeli bir yaratıktır. İnsanoğlu diğer insanlara kötülük yapmayı, diğer insanların canına okumayı, öldürmeyi, gözünü oymayı sever. Sürekli olarak, her gün, her an her insanın içinden geçer bu duygu. Her gün en az bir kez, en iyilerinin dahi kalbinden geçer birilerinin gözünü oymak, kötülük yapmak isteği. Uygulamada medeni toplumlarda bu dileğini bastırır. Neden bastırır? Çünkü birincisi, korkar. Düşmanlık gösterirsem birine, o da bana iki mislini yapar, sonra ezilirim. Kolay değil insanların gözünü oymak. Sen gözünü oymaya çalışırsan o da senin gözünü çıkarır. Bu bir. İkincisi, insanoğlunun çok temel bir içgüdüsü, saygı duyduğu sevdiği insanlar tarafından beğenilmek, onlar tarafından ayıpanmamak. Oysa kötülük yapmak, ayıplanmaya, reddedilmeye, dışlanmaya yol açabilir. Babama ne diyeceğim şimdi? Arkadaşlara nasıl anlatacağım yaptığım işi? Mahalleye, kamu oyuna nasıl anlatacağım? Beni tükürükle boğarlar! Bu yüzden insanlara kötülük yapmam; çok istesem de yapamam.
Üçüncüsü ceza korkusu vardır. İnsanlara kötülük yapmak kurallara bağlanmıştır ve cezalandırılır toplumda. Bunu da çoğu insan çoğu zaman göze alamaz. Bu yüzden kötülük dünyada olması gerektiği kadar yaygın bir hadise değildir. Çünkü insanlar korkar, insanlar başkalarını üzmekten çekinir, cezalar caydırır.
Bazen toplumda bir kapı açılır. Bu kapıdan geçince büyülü bir aleme geçersin. Kötülük yapmak serbest olur. Bu kapı bir meslek olabilir, bir örgüt olabilir. Bir ideoloji, bir inanç olabilir. Bu mesleğin, bu inancın, bu kapının temel fonksiyonu insanların canlarının istediği gibi özgürce kötülük yapmasına imkan sağlamasıdır.
Birtakım meslekler dedik. Polislik mesleği, mesela. Askerlik mesleği. Gardiyanlık, şimdi ceza infaz memurluğu adı veriliyor. Savcılık. Bu mesleklerin cazibesi nerededir? İnsanlar neden asker olur? Asker olduğun zaman belli koşullarda serbestçe adam öldürme hakkı kazanıyorsun. Üstelik de bunu kendi vicdanında aklama imkanına sahip oluyorsun. Arkadaşların alkışlıyor seni adam öldürdüğün için. Tamamiyle saçma, hiçbir gerçek anlamı olmayan bir ideoloji ya da bir öykü uğruna gidip on binlerce insanı öldürebilirsin. Asker olunca serbest. Sonra polis. İnsanlar niye polis olurlar sizce? Polisin hayattaki işlevi nedir? Serbestçe pislik yapabilmektir. Bu bir ideolojik kılıf içinde sunulur: Kötüleri cezalandırıyoruz. İyileri korumak için lazım. Yersen. Tabii ki teorik olarak doğru, kötülerin cezalandırılması gerekir. Fakat bireysel olarak insanlar niye polis olur, polisliğin psikolojisi nedir? Polisliğin psikolojisi, karşına getirilmiş olan ve üstüne ‘İstediğin Gibi Muamele Edebilirsin’ damgası vurulmuş olan kişilere her türlü pisliği yapabilme özgürlüğüdür. Hakaret edersin en azından, yere yatıp döversin. Hayat boyu özgürlüğünden mahrum bırakırsın. Eşinden, ailesinden ayırırsın. Çocuğundan çoluğundan ayırırsın. Sefil edersin. Öldürebilirsin, üstüne ateş edebilirsin. İyiler ya da kötüler meselesi değil, bunun apaçık, hayvani bir zevki vardır. Bunun için insanlar polis olur.
Belli ideolojiler de aynı amaca hizmet eder. Mesela faşizm nedir? Faşizm, tamamen anlamsız bir etiketi yapıştırabildiğin insanlara — yabancı, yahut rejim düşmanı, yahut Yahudi diye etiketlediğin, sana hiçbir zararı olmayan, hiçbir alıp veremediği olmayan birtakım insanlara sınırsız kötülük yapmayı kendi vicdanında ve kamu vicdanında aklamanı sağlayan bir ideolojidir. Cazibesi de oradadır. Dünyanın her yerinde, her zaman, faşizm ve ona benzer ideolojiler insanların ilgisini çekmiştir, onları mutlu etmiştir. Çünkü normal hayatında elin kolun bağlı, istediğin şeyleri yapamıyorsun. En pis insanlara bile dokunamıyorsun, gücün yetmiyor, sonuçlarını gözün kesmiyor. Faşist olduğun zaman ise, belirli bir kalıp içine, bir argüman çerçevesine sokabildiğin insanlara her şeyi yapmak serbest. Dükkanlarını yakabilirsin, sokaklarda dövebilirsin, öldürebilirsin, toplama kampına toplayabilirsin. Bu nasıl muazzam bir özgürlük, düşünün hele.
Günümüzde faşizm yahut militan dincilik gibi aşağı tabakalara mahsus kötülük ideolojilerine katılamayacak kadar kibar olan, yahut ‘eğitimli’ olan, vurmalı kırmalı işlerle elini kirletmeye tenezzül etmeyecek kadar hijyenik olan insanlara bir alternatif olarak sunuldu feminizm. Her türlü kötülüğü mübah kılan, makul ve kabul edilebilir kılan enfes bir anahtardır.
Şimdi bakın, feminizm başlangıçta, yani 19. yüzyıldan 1960’lara, 70’lere kadar haklı bir davaydı. Kadınların toplumda uğradığı birtakım haksızlıkların telafi edilmesi ve kadınların cinsel özgürlüğünün, doğal bir cinsel yaşam ihtiyacının daha geniş bir çerçeveye kavuşturulmasıydı hedef. Bu geçerli bir hedeftir. Doğru bir hedeftir. Yapılması gereken bir şeydi. Fakat gitgide bambaşka bir mecraya kaydı. Özellikle son yirmi otuz yıldır feminizmin bu eski ideallerle bir alakası kalmadı. Kadınların gerçek mücadeleleriyle, gerçek haklarıyla, hele hele cinsel özgürlükleriyle hiçbir alakası kalmadı. Feminizm dilediğin herhangi birini hedef ilan edip onun hakkında her türlü puştluğu yapmana izin veren bir faşizm ideolojisi haline geldi.
Bunun çok büyük bir namussuzluk olduğunu düşünüyorum. Yıllardır bu konuda düşünen, gözlemleyen, literatürü okuyan biri olarak söyleyeceğim budur.