Kaybedilen motivasyon nasıl bulunur
Pazar Sohbeti
2 Şubat 2020
0:00
0:00
anahtar kelimeler
metin
Zamanı boşa harcayınca bir daha bir şeyler yapasım gelmiyor. Siz motivasyonunuzu kaybedince ne yaparak kendinize geliyorsunuz?
Valla motivasyonumu kaybetmiyorum genellikle. Çok gençken belki tek tük olurdu. Mutlaka elimde birden fazla proje olması lazım. Birden fazla proje olmadığı zaman iyice dağılırım ben. Çok sıkılırım çünkü. İlgimi, aklımı sürekli olarak meşgul edecek iki, üç, dört proje olması lazım elimde. Bu kitap olabilir, araştırma olabilir, inşaat olabilir, seyahat olabilir, yani bir mücadele olması lazım önümde.
Genellikle girdiğim mücadeleler yahut da ele aldığım projeler altından kalkamayacağım kadar zor işler oluyor. Bir kere içine girince hep paniğin kenarlarında yaşıyorum. Eyvah ne yapacağım ben? Bir sonraki adımım ne olacak? Uçurumun kenarındayım, düşsem mahvoldum. Çok çalışayım. Daha sıkayım kendimi. O korku kırbaç etkisi yaratıyor genellikle, kırbaç yiye yiye dört nala kalkıyorum.
Proje insan için önemli bir motivasyondur. Çünkü böyle bir şeye giriştiğin zaman hem kendine karşı hem üçüncü şahıslara karşı bir sorumluluk altına giriyorsun. Mecbur oluyorsun çalışmaya ve ilgini sürdürmeye. O zaman da motivasyonu kaybetmeye fırsatın ve vaktin kalmıyor.
Motivasyonu kaybediyorsan, elindeki projelerde iş yok demektir. O zaman en basit ve ucuz alternatif, en kolay proje, seyahat etmektir. Seyahat hem seni bir süre meşgul eder. Hem alışkanlıklarını kırmak, fasit dairelerden çıkmak açısından iyidir.
Seyahatin en büyük güzelliği odur, alışkanlıklarını kırarsın. Labirente girmiş fare gibi, dıt dıt dıt, her gün aynı şeyi yaptığın, sürekli olarak aynı döngü içinde döndüğün bir noktada kır. Git maceraya gir. Yolculuk derken paket tur alıp bir hafta gezmekten söz etmiyorum. Git başını belaya sok. Git, atıyorum, Endonezya’da hapse gir. Patlayan volkanın oraya git, canını nasıl kurtaracaksın diye koş. İç savaşın içine gir. O zaman daha önce önemsediğin birçok şeyin aslında önemsiz olduğunun farkına varırsın. Bu da seyahatin sana kazandıracağı en büyük, en önemli şeydir. Bir de, zor durumda kendini kurtarmayı öğrenirsin. O da çok değerli bir şeydir. Kendine güvenin gelir. En zor durumdan bile paçamı kurtarabiliyorum. Ne bileyim, Peru’nun dağında eşkiya kılıklı üç tane polis geldi valizimde esrar buldu, şimdi ne bok yiyeceğim derken pekala o polislerle arkadaş olup hatta onlarla birlikte iş çevirip kurtarabiliyorum kendimi. Bunları yapabiliyorsan eğer, kendine güvenin gelir. Kendine güvenin gelince de yaşamına yeni birtakım beceriler, yeni birtakım numaralar ekleme imkanın olur.
Alışkanlıklarından ve rutinlerinden kendini kurtarmak, özgürleşmektir. Manevi özgürleşme: Yani hayatındaki lüzumsuz şeyleri fazla önemsememe, lüzumlu şeyleri de fazla önemsememe, araya mesafe koyma, araya bir ironi perdesi koyma. Falanca işi yapıyorum ama ben bu değilim, ben bunun ötesindeyim diyebildiğin zaman, hırslarının, açlıklarının, mecburiyetlerinin üstüne çıkıp tepeden aşağıya bakabildiğin zaman daha iyi bir insan olursun. Olgunlaşmak denilen şey zaten bu, başka bir şey değil. İnsanı kamil olma yolunda ufacık bir adım dahi atacaksan, her şeyden önce rutinlerinden ve alışkanlıklarından ve seni bağlayan bağlardan kendini manen arındırmandır ilk basamak.
Bir tavsiyede bulunayım size. Evinizi ve otomobilinizi kilitlememeyi öğrenin. Hiç kilitlemeyin. Evde olmadığınız zaman da kilitlemeyin. Arabanızı da kilitlemeyin. Bu o kadar büyük bir disiplindir ki. O kadar büyük bir olgunlaşma vesilesidir ki. Şunu söyleyebilmeniz lazım: Neyim var ki çalınsa üzüleceğim? Çalsalar ne olacak? Benden bir şey mi eksilecek? Bunu yüzde yüz ölçüsünde hiç kimse söyleyemez ama, ne bileyim, yüzde elli söyleyebiliyorsanız bitti. Malınız çalındığında, peki, yarım saat üzülün, bir gün üzülün. Ondan sonra, gitse ne olacak ki, onla daha mı iyi bir insandım ben, diyebiliyorsanız hayatın en temel sırlarını çözmüşsünüz demektir.
Ben arabamı kilitlememeyi 1983’te New York’ta öğrendim. Harlem’in köşesinde 123. sokakta oturuyordum o zaman. Bir hafta içinde üç defa arabanın aküsü çalındı. Ondan sonra dedim ki ben bu arabayı kilitlemeyeceğim. Hiç kilitlemeyeceğim, çalsınlar ne olacak ki? Gittim mahalledeki yedek parçacıda benim aküleri buldum. Adamla dost oldum. Bir daha da arabaya dokunmadılar. O günden bugüne neredeyse 38 yıl olmuş, hiçbir koşulda, hiçbir yerde arabamı kilitlemem. İstanbul’da da kilitlemem, Şirince’de de kilitlemem, Samos’ta da, Roma’da da, ne olursa olsun. Hiç çalınmadı bugüne kadar. Çalınsa da derdim değil. Zaten zamanla öğreniyorsun, parasal değeri çok az olan veya hiç olmayan eşyalarla yaşamayı. O da iyi bir şeydir. Tavsiye ederim.