Kadınlardan niye deha çıkmaz
Pazar Sohbeti, 14 Mart 2021
Kadınlardan şimdiye kadar deha çıkmamasının nedeni, kadınlara gerekli gerekli hakların verilmemesi midir? Şimdi feminizmle bu işin sonu nasıl olacak?
Deha çıkmamış mıdır? Tek tük çıkmıştır. Görsel sanatlarda ve müziğin beste tarafında yok, hiçbir şekilde yok, hiçbir kültürde yok. Ne antik çağda, ne ortaçağda, ne modern Avrupa’da, ne Çin’de, ne Hint’te, ne Amerikan yerlilerinde, ne İslam kültüründe yok. Müzik icrasında büyük yetenekler var. Edebi sahada iyi birkaç yazar var, ama sayısı çok fazla değil. Ve hiç biri erkek edebiyat devlerinin eteğine yaklaşamaz. Politik dehalar çıkmış bir şekilde. En yakın tarihten örnek Thatcher’a bakın, yahut Indira Gandhi’ye bakın. Bilim alanında Marie Curie vesaire. Demek ki istisna olarak deha kategorisine ayak basan kadınlar bazı sahalarda çıkabiliyor. Fakat genel kural olarak çıkmıyor.
İmkanlar verildiği zaman da çıkmıyor. Bunun baskıyla, erkek egemenliğiyle falan açıklanması laf salatasıdır. Tarihin her aşamasında büyük işler yapmaya soyunan kadınları caydırmaya çalışanlar kadar, canla başla teşvik edenler, destek olanlar, yardım eli uzatanlar olmuş. Hatta deha olmaya yeltenen erkeklere verilen destekten daha fazla destek verilmiş kadınlara. Çünkü, evet, genellikle erkekler kadınların boylarından büyük işlerde başarılı olacağına pek inanmazlar, vazgeçirmeye çalışırlar, ama aynı zamanda da centilmenliğe inanırlar. Gözyaşıyla tehdit eden kadına karşı tamamen silahsız ve çaresizdirler. Ayrıca kadınların gözüne girmek için yapmayacakları fedakarlık yoktur. Aksini iddia edenin dürüst olabileceğine ihtimal vermiyorum. Tarihten haberdar değildir. Daha önemlisi insan psikolojisinden haberdar değildir. Yahut inkar etmek işine geliyordur.
Kadınlarla erkekler biyolojik açıdan farklıdır, genetik yapıları farklıdır. Ve bunun getirdiği farklı psikolojik avantaj ve dezavantajları vardır. Kadının erkeklerde olmayan bir işlevi var hayatta. Bu işlev çocuk doğurmaktır. İndirgeyemeyeceğin, başka mülahazaların ardına saklayamayacağın bir gerçek bu. İnsan hayatının çok büyük bir bölümünü yöneten bir hakikat.
İnsan yavrusu, diğer memelilerin çoğundan farklı olarak embriyo gelişiminin çok erken bir aşamasında dünyaya gelir. Ondan sonra iki yıl, beş yıl, on yıl çocuğu emzirmen, çocuğa bakman, güvenliğini sağlaman, ölmemesini sağlaman gerekir. Bu süre içinde kadın büyük ölçüde savunmasızdır. Ava çıkamaz, savaşamaz. Birinin korumasına muhtaçtır. O birisinin de, canı istediğince değil, en azından çocuk yetişinceye kadar bıkmadan, uzanmadan, kaçıp gitmeden koruma görevini sürdürmesi gerekir. Dolayısıyla kadınlar, yapısal olarak, ekonomik güvenliği ve istikrarı önceleyen bir kişilik yapısıyla donatılmışlar. Yüz vakanın doksan dokuzunda riski değil güvenliği tercih ederler. Erkeğin doğal olarak risk alan ve dölünü mümkün olduğunca geniş sahaya yaymaya çalışan eğilimlerine karşı, bir erkeği sıkıca elde tutmayı, kaçıcı eğilimlerini kontrol altında tutmayı önemseyen bir psikolojik profile sahiptirler. Bu profilden deha çıkmaz. Çünkü deha risk almaktır. Maceradır. Kadının görevi ise, aksine, deha eğilimlerini törpülemek, maceracıyı bastırıp vazgeçirmek, gündelik hayatın daha basit gereklerini öne çıkarıp dehayı beşikte boğmak.
Kadının biyolojik bir işlevi var. Erkekler ise biyolojik sahadaki işlevsizliklerini, peki işlevsizlik demeyelim, fonksiyonlarının önemsizliğini başka sahalardaki yetenekleriyle, becerileriyle ve hırslarıyla telafi etme çabasına girmişler çağlar boyunca. Kafalarına tüy takmışlar. Tüy takınca ek güçler edindikleri hayaline kapılıp hükümdarlık taslamışlar. Kuşlar gibi, en iyi kim ötecek yarışmaları düzenlemişler. Duvara hayvan resmi çizme yetenekleri varsa, herkese gösterip gerim gerim gerinmişler. Laf döndürme yetenekleri varsa şair-i azam kılığına girip karı kız tavlamaya çalışmışlar. Kadınlar da bu gösterileri bir müddet istihzayla izleyip, sonunda ‘Hadi Maykıl, geç oldu, evde süt kalmadı, koş getir’ diye müdahale etmişler.
Kadının hayattaki görevi bu. Dehayı önlemek. En azından zapturapt altına almak.
İnsanlar maymunlardan çok farklı mahluklar değiller ve maymunlarda da baktığın zaman biyolojik evrimin getirdiği, çok bariz ve çok mantıklı işlev farklılıkları var. Toplumsal işlevlerin bu derece karmaşıklaştığı, doğaya aykırı nitelikler kazandığı bugünün toplumunda kadınlar ek birtakım toplumsal işlevler kazanmış olabilirler. Bu işlevlerle bağlantılı olarak ek haklar talep edebilirler. Haklı da olurlar, ona bir diyeceğim yok. Fakat altta yatan mahluk bir hayvandır. İnsanoğlu, gorilden, şempanzeden ve orangutandan biyolojik açıdan çok farklı bir yaratık değil. Üstüne birtakım süsler edinmiş sadece.
Bakın şu arkamdaki kütüphaneye, görüyor musunuz? Süslerim onlar benim. Orangutanlarda olmayan süslerim var. Bilimdi, sanattı, siyasetti, toplumsal örgütlenmeydi, kıyafetti, bütün bu konularda, nasıl ki tavus kuşlarının süslü kuyruğu var, insanoğlunun da birtakım süsleri var. Fakat bu süslerin altında, onları bir yana bıraktığın zaman, insanoğlu cinsel birleşme yapıp çoğalmak dışında evrende gerçek bir işlevi olmayan bir hayvandır. Ve bu işlevde kadınla erkeğin yapabilecekleri farklıdır.
Hadi bakalım. Linç edecekler tabii, çünkü çağımız ideolojik yalanların objektif gerçeklerden daha fazla itibar gördüğü bir çağ. Onun için ‘Oooh Nişanyan böyle şeyleri nasıl söyler, kahrolsun’ havalarına gireceklerdir. İstediklerini söylesinler. Gerçekler bunlardır.
İtiraz ediyorum. İngiltere’de de kadınlar 19. yüzyıl başına kadar sadece kocasının bir uzantısıydı. Nasıl dahi çıkabilir bu koşullarda?
Ne kadar saçma bir fikir bu. Ne demek uzantısı? Nasıl bir hayal dünyasında yaşıyorsunuz? Kraliçe Elizabeth’i duydunuz mu? Sağında, solunda kim varsa, başta bütün sevgililerini idam sehpasına gönderdi. Kimin uzantısı?
Belli alanlarda, mülkiyet hakları konularında, sivil haklar yani medeni kanun hakları konusunda dünyanın her toplumunda aşılması güç birtakım ikilemler vardır. Malı mülkü kim yönetecek? Çocuğun velayeti kimde olacak? Kadınla erkek anlaşamadığı zaman kim karar verecek? Bu konu bazı toplumlarda daha sert, bazı toplumlarda daha yumuşak bir şekilde çözülmüştür.
Hiçbir toplumda kadın bütünüyle kocasının kölesi değildir. İstisnasız her toplum şu gerçeği tanır: Çocukları yetiştirmek bir toplumun en önemli görevlidir ve kadın olmadan bunu yapamazsın. Dolayısıyla asıl, temel hakların en önemlileri kadınların elindedir. Çoğu kültürde ev içinde, aile içinde kadınların borusu erkeklerden daha gür öter. Buna karşılık aile dışındaki işlevlerde kadınların rolü her zaman ikinci planda kalmış, fakat dönem dönem azalmış, dönem dönem çoğalmıştır. Toplumlar bu konuda sürekli deneme yanılmayla, bazen bastırarak, bazen haklar vererek işi idare etmişlerdir. 19. yüzyıla kadar İngiltere’de kadınlar erkeklerin uzantısı değildi. Mirastan eşit pay alıyorlardı. Hukuki alanda birçok haklara sahiptiler. Bu koşullarda eğer deha olmak gibi bir kaygıları veya istekleri olsaydı olabilirlerdi. Fakat olmadılar. Çünkü önem verdikleri, önemsedikleri ve biyolojik olarak daha uygun oldukları daha önemli ilgi sahaları vardı.
Ama primatlar müzik, sanat, bilim vesaire yapmaz hocam.
Ama primatlar tahmin etmeyeceğiniz kadar renkli ve şık kırmızı popolara sahiptir. Kuşların başı üzerine acayip tüyler, kuyruklarında metrelerce uzunlukta rengarenk sanat eserleri vardır. Çiftleşme döneminde akıllara durgunluk veren ötüş gösterileri yaparlar. Erkek kediler de Mart ayında değme arabeskçiye rahmet okuturlar. Al sana sanat. Sanat dediğin budur. İnsan dediğin de aynı çiftleşme dansında inanılmaz derecede karmaşık, zengin, süslü sesler ve renkler ve sözler üretme becerisine sahip bir mahluktur. Sadece türü farklı, yoksa işlev açısından farklı değiliz hayvan sanatlarından.