Eski Türkler neye inanırdı
Pazar Sohbeti, 20 Aralık 2020
Eski Türklerde tek tanrı inancı varmış, İslamiyet’i bu yüzden kolayca kabul etmişler. Bu görüş bayağı popüler son zamanlarda. Bunun üzerine bir yorum rica ediyorum.
Eski Türklerin dini kavramları hakkında çok az bilgimiz var. Hemen hemen hiç yok. Biliyorsunuz Türkçe bildiğimiz en erken yazılı metin 730 küsur yıllarına ait Orhun yazıtlarıdır. Orhun yazıtlarını yazanlar henüz Orta Doğu dinlerinden birine mensup değildiler. Fakat, dikkat buyurun, 730 yılında Türklerin dünyası bakir bir dünya değildir. İslam başta olmak üzere Orta Doğu dinleri Asya’ya yönelik muazzam bir atılım içindedir. Orhun yazıtlarının üzerinden beş on yıl geçmeden Türkler İslam dünyasının, Hristiyan dünyasının ve peşinden Budist dünyasının girdapları içine düşecektir. Yani İslam öncesi Türk inanç dünyasına dair elimizdeki tek ele gelir metin, o dünyanın son on yılına aittir.
Orhun yazıtlarında gayet belirgin bir şekilde siyasi bir idealle özdeşleştirilen bir Tengri, yani Gök Tanrı anlatısı var. En üstte Tengri, kağan’ın mutlak hakimiyetinin dayanağını oluşturuyor. Onun altında küçük tanrılar, kağana tabi çeşitli han ve beylerin, ulus ve aşiretlerin egemenliğini meşrulaştırıyor. Bu modelin Gök Tanrı kavramını merkeze alan Çin emperyal ideolojisinden bire bir alıntı olduğunu görmemek için sanırım kör olmak lazım. Ya da, peki, alıntı demeyelim, Çin emperyal ideolojisiyle bariz benzerlik gösterdiğini belirtmekle yetinelim. Eski Türklerin gerçekten benimsemiş ve alışmış olduğu bir inanç sistemi miydi bu? Yoksa bir anarşi ve belirsizlik çağında, o tarihten iki yüz yıl önce egemen olmuş eski Göktürk Kağanlığını idealize eden bir siyasi propaganda motifi miydi, onu da bugün anlamak kolay değil. Çünkü eski Türklerin 730 yılından önceki inançları hakkında doğru dürüst hiçbir şey bilmiyoruz.
Orhun yazıtlarının hemen peşinden Türkler adeta bir alışveriş turnesine çıkıp din aramaya başlamışlar. Art arda çağın tüm dinlerini denemişler. Müslümanlığı kabul etmeleri 10. yüzyıl gibi görünse de aslında 11. yüzyıl Türkçesinde İslami kavramlar çoktan yer etmiş görünüyor. Dolayısıyla bakir Türk dini, yani İslam ve Hristiyanlık etkilerinden tamamen arınmış Türk dini hakkında bir fikrimiz yok. Çünkü yazılı kayıt yok.
Altay mitolojisi diye bir literatür var biliyorsunuz. Eski Türklerin inançları, eski Türklerin tanrıları, tanrıçaları, umayları, ülgenleri, mürenleri vs. hakkında bir sürü yayın var piyasada. Nereden biliyorlar? Çünkü Malazgirt öncesi dönemin Asya Türk literatürü hepi topu bir avuç metindir. Bunları okudum ben. Orada, ne bileyim, Ülgen’den söz edilmiyor mesela, Kutay’dan söz edilmiyor, Kayra’dan söz edilmiyor. Nereden buldular bunları?
Geçen sene bir ara bu konuya biraz kafa yorma ihtiyacı duydum. Hemen fark ettim ki müthiş bir üçkağıt var orada. Hadise şu. Biliyorsunuz Altay kavimleri diye bir kavram var. 19. yüzyıl sonlarında icat edildi. 20. yüzyıl ortalarına kadar pek popülerdi. Bugün ciddi kabul görmüyor akademik dünyada. Nedir bu Altay kavimleri? Türkler, Moğollar, Tunguzlar ve belki Korelilerin atası olduğu varsayılan bir kültür. Yani Türklerden önceki dönemin ortak kültürünün adı Altay kültürü. Bunların bir mitolojisi varmış demek ki. Peki, nereden biliyoruz bu mitolojiyi? Yazı yazmamışlar, yabancılar da bunların manevi hayatı hakkında bir şey anlatmamış.
El çabukluğu burada devreye giriyor. Duymuşsunuzdur, bugünkü Moğolistan’la Rusya arasındaki sınır bölgesinde, Altay Dağı civarında yaşayan Altay Türkleri adlı küçük bir kavim var. Bunlar 19. yüzyıl sonlarında Rus egemenliğine girdiler. O tarih itibariyle çeşitli Türk kavimleri arasında Müslümanlıkla teması olmayan ender gruplardan biriydiler. Rus etnologları gittiler, bunları etüt ettiler. Ruslar bu konularda meraklıdır, egemenlikleri altına aldıkları halkların inançları, dili, kültürü hakkında iyi çalışmalar ortaya koyarlar. Ünlü Türkolog Radlof, Altay Türkleri’nin masallarını inceledi. Bu masalları derleyip birkaç makale ve kitap halinde yayınladı, onun öğrencilerinden birkaç kişi de bu literatüre katkıda bulundular. Derledikleri şeyler bildiğiniz masal. Yani, ileri derecede cahil birtakım köylülerin toplantılarda ateş başında anlatmayı sevdiği hoş hikayeler. Bu tür hikayelerin nasıl oluştuğunu biliyorsunuz. Tekrar tekrar anlatılır bazı masallar. Dinleyicinin kulağına hangisi hoş geliyorsa, hangisi en çok alkış topluyorsa o tarafı adım adım güçlendirilir, mem haline gelir bu hikayeler. Anlata anlata figürler oturur ve en popüler olan, en akılda kalıcı olan, en çok insana cazip gelen öyküler yerleşik hale gelir. Dünyanın her yerinde bu türlü öykülerde doğaüstü unsurlar vardır. Kahramanımızın düşmanları çok haindir. Kahramanımız bir hamlede dağları aşar, ateş saçar, hainleri tepeler. Örümcek Adam, Hollywood filmleri, Süperman öyküleri de bunun gibidir. Özellikle gençler bayılır böyle hikayelere. Ortak kültürün bir parçası haline gelen masal kahramanları oluşur.
Bakıyoruz Altay mitolojisine. Mesela Ülgen diye biri var, öykünün sonunda haksızları cezalandıran güçlü bir kahraman. Aha, demek ki Altay Türklerinin tanrısıymış. Peki gerçekte neymiş Ülgen? Moğol öykülerinde 13. yüzyılda adı geçen bir şahıs. Süpermen. Ülgen aynı zamanda Kutay’mış diğer kimliğiyle. Kutay dedikleri besbelli Xuday, yani Farsçadan bildiğimiz, Türkçede kullandığımız Hüda, Tanrı. Hüdaverdi’deki Hüda, Kutay olmuş. Sonra bu masal kahramanlarının Kayra diye bir özelliği var. Son yıllarda Türkiye’de en popüler isimlerden biri haline geldi Kayra. Bildiğimiz Xayr, iyilik Arapça. Yani İslam kültüründen bir şekilde Buhara’dan Semerkant’a, oradan Moğolistan’a, Moğolistan’dan da Altay Dağları’na ulaşmış bu kavram.
En komiklerinden biri Müren. Zeki Müren’e soyadı olan Müren. Müren veya Mören, eski Türklerde nehir tanrısı yahut tanrıçasıymış. Öz hakiki Türk dinine ilişkin neo-ülkücü kesimin sevdiği anlatılarda sık sık adı geçer. Aslı neymiş diye bakıyoruz, mören Moğolca nehir demek, ırmak demek. Açın bakın Google haritasına, bir sürü mören var orada, nehir, ırmak, su, akarsu.
Neye benziyor bu biliyor musunuz? Bir Spiderman hikayesi yazayım. Bir tane River diye bir kadın var. Bu kadın acayip güçleri olan biri. Saldırıyor, zıplıyor, düşmanları yeniyor. Hatta bir keresinde yakalayıp kafese koyuyorlar, kendini sıvıya dönüştürüp oradan kaçıyor. Böyle bir hikaye anlatayım. Dangalağın biri de gelsin, Samos adasında Ermeni asıllı yaşlı bir filozoftan dinlediğimize göre, Samos adasında anlatılan öykülerde River bunların su tanrısıdır, çünkü sıvıya dönüşüyor diye tespit paralasın.
Altay mitolojisi dedikleri şey işte bu.