Devletlerin miadı doldu mu
Pazar Sohbeti (Düzenlenmiş)
24 Kasım 2019
0:00
0:00

metin

Devlet aygıtının durumu ve geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir yandan büyük sermaye kurumlarının, özellikle bilgi manipülasyonu firmalarının dünyada olağanüstü güçlendiğini görüyoruz. Üniversiteler, araştırma kuruluşları, devlet ve özel sektör bürokrasileri vasıtasıyla dünyada bir tür bürokratik oligarşinin entegre bir egemenlik kurduğunu görüyoruz. Son derece kozmopolit bir yapı bu. Amerikası, Avrupası, hatta Hindistan’ı, Körfez ülkeleri, İsrail’i, Hong Kong’u, Çin’i iç içe geçmiş, bütünleşmiş bir bürokratik yapı var dünyada. Az çok ortak bir eğitimden geçiyor insanlar, aynı kültürel kaynaklardan besleniyorlar. Kapitalizmin değerlerini içselleştiriyorlar. Kariyer çizgileri birbirine benziyor. Giyim tarzları, kullandıkları aygıtlar, kıyafetler, izledikleri filmler, dinledikleri müzikler dünyanın her yerinde birbirinin aşağı yukarı aynısı. Trafik düzeni aynı. Konut standartları aynı. Vergi yasaları, muhasebe usulleri üç aşağı beş yukarı aynı. Polis uygulamaları aynı. Lokantalar kafeler aynı.
Böyle bir yapıda klasik devlet yapılanması eskidi yahut pek yakında eskiyecek fikrine kapılmak kolaydır. Uzun süre öyle zannettik. Bir süre sonra bunlar belki tasfiye edilir, onun yerine bir kimine göre iyi bir şey, kimine göre kötü bir şey, bir uluslararası matriks egemenliği ortaya çıkar diye düşündük. 1960’larda, 70’lerde Star Trek dizileriyle yetişmiş bir kuşağın başka şekilde düşünmesi zordu. Son yıllarda gitgide şu görülüyor ki devletin ve devletlerin işlevi hiç öyle azalmış falan değil, aksine gitgide büyüyor.
Takriben binyıl başından bu yana, yeni bir iki şeyin farkına vardık.
Birincisi şu. Büyük servetler ancak büyük polis gücüyle korunabilir. Hele hele din gibi, aile gibi, gelenek gibi destekleyici kurumlar lağvedilmiş ve insanlar bir tür bireyci kurtlar sofrası mantığıyla düşünmeye teşvik edilmiş ise, çıplak silahlı güç dışında hiçbir şey koruyamaz edinilmiş mülkleri ve statüleri. Eski devirlerde büyük toplumsal güce kavuşan insanlar ilk iş kendine sağlam bir kale inşa eder, ufak da olsa eli silah tutan bir ordu besleme gereğini duyardı. Bunlar lağvedildi, ama güvenlik ihtiyacı ortadan kalkmadı. Aksine eskisiyle kıyaslanmayacak ölçüde şiddetlendi. Şimdi o ihtiyacı, gitgide güçlenen, gitgide askeri bir organizasyona dönüşen, gitgide bir toplumsal yıldırma mekanizmasına dönüşen polis teşkilatı karşılıyor. Tarihte eşi görülmemiş bir düzeyde polis güçleniyor, sayıları artırılıyor, teknik donanımları geliştiriliyor. Öfkeyle dolu ve ellerinde çok tehlikeli oyuncaklar bulunan kitleleri kontrol altında tutmak için gitgide daha sofistike, gitgide daha şiddete yatkın, gitgide daha korkutucu polis teşkilatları istihdam etmek gerekiyor.
Polis, her devletin ana yönetim aygıtıdır. Devletin çelik çekirdeğidir. Nihai dayanağıdır. 1980’lerde devleti küçültüyoruz diye ortaya çıkan Thatcher’ların, Reagan’ların, Türkiye’de Özal’ların net hasılatı, polis devletinin akıllara durgunluk verici bir seviyede büyümesi oldu. Bu dehşetli paradoksu ancak 2000’lerde, 2010’larda idrak etmeye başladı insanların çoğu.
İkinci bir aydınlanma hadisesi var ki önümüzdeki yıllarda daha da öne çıkacak sanıyorum. Binlerce yıldan beri bilinen bir gerçektir: İktidar yozlaştırır. Mutlak iktidar mutlak olarak yozlaştırır. Tarih boyunca, güçlü kişi ve kurumların zorbalığını dengeleyebilecek olan tek gücün başka güçlü kişi ve kurumlar olduğunu bilmişler. Her zorbanın hakkından gelecek başka bir zorba gerekir diye düşünmüş siyaset filozofları. Şimdi matriks kurulunca insan tabiatının bu kadim kanunu değişmiş olmuyor. İnsanoğlu puşttur. Evrenin hakimi olunca puştluğundan vageçer diye bir ihtimal yok, tam tersine iktidarla gözü dönmüş insanların ulaşacağı puştluk mertebesinin sınırı yok. Cezalandırılma korkusu olmayan insan niye kendini zaptetsin? Bilhassa 1991’de Sovyetlerin çöküşünden sonra galaksi çapında matrikslerin efendisi olmaya kalkışan ABD’de bu eğilimin tüyler ürpertici belirtilerini her gün görüyoruz.
O yüzden ben derim ki, bir kere globalizasyonla beraber devlet ihtiyacı kalkmıyor, aksine devlet güçleniyor. Ve iki, tek bir dünya devleti yerine buna direnebilecek çok sayıda devletin olması iyidir.