Amerika Türkiye’ye saldıracak mı
Pazar Sohbeti
5 Haziran 2022
0:00
0:00

metin

2002 yılında ABD’nin Nevada eyaletinde Millenium Challenge adlı bir tatbikat yapıldı. Boğazlara sahip ve bir adada işgalci olan bir ülkeyi 96 saatte işgal planı yapıldı. Buna ne dersiniz?
Dünyanın tüm silahlı kuvvetleri sürekli olarak buna benzer tatbikatlar yaparlar. Adamların mesleği bu. Türkiye’yi nasıl işgal ederiz? Hindistan’a nasıl müdahale ederiz? Çin’e nasıl savaş açarız? Suudi kralını nasıl tutuklarız? Bu tatbikatların yapılması, bu işleri yapmaya niyetli olduklarını göstermez. Türkiye’yi işgal edeceğiz, bari bir tatbikat yapalım diye gitmez iş. Eğer günün birinde Türkiye’yi işgal etmek zorunda kalırsak ne yaparız tatbikatıdır. Oyundur. Görevleri bu, mesleki hazırlık. Dünyanın her bir köşesinde, yüzlerce olası kriz senaryosu var. Olası kriz halinde ne yaparız? Hangi askeri birliği nereye sevk ederiz? Televizyona çıkıp hangi demeci veririz? Hangi suikastleri düzenleriz? Bunun ekonomik altyapısını nasıl sağlarız? Nereden bütçe temin ederiz? Bunları incelemek zorunda adamlar. İşleri bu. Dolayısıyla şaşırtıcı bir şey görmüyorum.
Bunun haberinin sızmış olması, bakın bu daha ilginç bir konu. Çünkü ordular bu türlü tatbikatları devamlı yaparlar. Haberi normal olarak sızmaz. Sızdırılması iki türlü sebebe dayanabilir. Bir ihtimal ABD ile Türkiye’nin arasını bozmak isteyen birileri sızdırdı. İkinci ihtimal, Amerika Türkiye’ye ayağını denk alması için ihtar ediyor. Bu ikincisi bana daha mantıklı geliyor. Çünkü büyük bir hızla sarsılan ve değişen uluslararası dengelerde Türkiye’nin nasıl bir rol oynayacağı belli değil. Ayağını denk alması için uyarmaları normaldir.
Avrupa Birliği denilen kıt zekalı teşkilat, 2010’lu yıllarda Türkiye’yi dışlamak suretiyle tahmin ediyorum ki tarihinin en büyük stratejik hatalarından birini yaptı. Türkiye’ye dediler ki, sizi istemiyoruz, biz Avrupalıyız, biz çok zenginiz, sizin gibi ayak takımına ihtiyacımız yok. Zaten Türkler pis kokuyor. Zaten Türkler Berlin’i istila ettiler, daha fazla istemiyoruz dediler. Ve Türkiye’yi dışladılar. Bunun ne kadar dar ufuklu bir politika olduğunu tarih, sonuçlarıyla gösterecek sanıyorum. Türkiye ne yapacaktı bu durumda? Siz bizim müttefikimizsiniz ama sizi eve alamayız, size bahçede bir müştemilat ayıralım, orada oturun denildi. Türkiye niye buna boyun eğsin? Daha doğrusu böyle bir durumda Türkiye’nin Batıyla askeri bir ittifak içinde bulunmasının anlamı nedir? Bu soruyu Türkiye kendi kendine sormak zorundaydı ve sordu. Bunu da Batıda birçok kişi Türkiye’nin düşmanca bir tavır içine girmesi olarak yorumladı. Sopa göstermeye başladılar. Bak bak tatbikat yaparız, sizi 96 saat içinde işgal ederiz demeye getirdiler.
Memur takımının kafası çalışmaz, bu bir evrensel gerçek. 96 saatte işgal ederiz. Şu orduyu şuraya süreriz, bu orduyu buraya süreriz, hopp işgal ettik, bitti. Peki o 96 saatte Türkler ne yapıyor? Onların elleri armut mu topluyor? Türklerin hiç mi dostu yok etrafta? Rusya’ya rica etseler, gelse ne olacak? O zaman 96 saat içinde neyi başaracaksınız? O savaş oyunu mantığı böyle şeylerle pek başa çıkamaz. Bütün faktörleri dahil edersen oyuna, o oyunu oynayamazsın, çünkü oynanamaz hale gelir. O yüzden bazı kritik faktörleri dışarıda bırakıp ‘varsayalım ki şöyle’ mantığıyla bir maç tasarlarsınız.
Türkiye Batı tarafından dışlandıktan sonra uzun vadede başarılı olup olmayacağı belli olmayan bir kompleks oyunun içine girdi. 2022’ye dek görünürde Ukrayna’nın can ciğer dostuydu. Her konuda kol kolayız, dron da temin ederiz, milislerini de eğitiriz, onları destekliyoruz tavrı içindeydi. Sonra beş dakikada değiştirdi tavrını. Rusya ve Ukrayna karşısında eşit mesafeli bir politikayı tercih etti. Batı Avrupa ülkelerini esir almış olan ahmaklık rüzgarıyla kıyasladığınızda, doğrusunu isterseniz Türkiye bu coğrafyadaki tek aklı başında ülke olarak görünüyor. Hadi Macaristan’ı da katalım buna.
Sonu belli olmayan, çok büyük badirelere gebe bir savaş gerçekleşiyor. Bu savaşta Ukrayna ile Rusya yalnız başlarına karşılaşsa, Rusya kolayca ezer Ukrayna’yı. Batı ülkelerinin bir sürü boş gürültü ve kendi kendilerini ayaklarından vuran birtakım ekonomik tedbirler dışında neler yapmaya hazırlıklı olduğu belli değil. Bu noktada Türkiye’nin öne fırlayıp yarın öbür gün dönüp kendisini vuracak birtakım gözü kara işler yapması yerine, arka planda durup, “Biz sizi barıştıralım, sizi Antalya’da bir araya getirelim, ekonomik yaptırımlara katılmıyoruz, sizden doğalgaz ve petrol almaya devam ediyoruz” tavrına girmesi, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılması gibi azgın bir maceraya karşı “dur bakalım bir de bana sorun” deme basiretini göstermesi bana daha doğru geliyor.